AKLIMDA DEĞİL BAŞIM
Bir yanımda sürekli tekrarlayan bir müzik: “Dım dım dım, aklımda değil başım!” Diğer yanımda kreş ortamını hiç aratmayan büromuzda çocukların defalarca aynı çizgi filmi izlemesi: “Hey dostum! Benimle bir oyuna var mısın?”. O yanda… bu yanda… şu yanda… ha, bir de öteki yanda şu, şu ve şu...
Monotonluk, can sıkkınlığı… Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi sallamadan çekip gitme arzusu bu olsa gerek. Ve fakat maalesef beni durduran şeyler var; kendimle ilgili olmasa da bunlar, var işte. Çekip gidemiyorum! Restimi çekemiyorum! Yeter artık diyemiyorum! Desem ya, ne iyi olurdu. Çok mutlu olurdum, biliyorum. Ama diyemiyorum, yapamıyorum ve olamıyorum. Ellerimde ve ayaklarımda görünmez bir kelepçe var. Dört tarafımda demir parmaklıklar. O da görünmez.
“Haline şükret oğlum, dışarıda senin yerinde olmak isteyen nice insan var!” diyorlar. Ben de diyorum bazen. Bu, mutlu olmama yeter bir sebep mi ki? Hayır. Sanırım tatmin olmaz bir yapım var. Veyahut olmak istediğim yerde olma isteği. Her ikisi de olabilir, hiçbiri de. Ben işin içinden çıkamadım, hangisi olduğu yönünde hiçbir fikrim yok. Bildiğim tek şey, şu an başka yerde olmak istediğim. Belki de köyümde. Köyümde? Yok yok, bu da değil. Sanırım ıssız bir adada. Üç beş sevdiğim insanla. Veya bir. Yetmez mi? Bilemedim.
Bizimki gibi bir iş hayatı olup kendini kapana kısılmış, tükenmiş hissetmeyen insan hayatı tam anlamıyla özümseyememiş demektir diye düşünürüm her zaman. Yine de gittiğimiz yere kendimizi de götürünce pek de bi şey değişmiyor sanki. Bu sebeptendir ki yazın bana "Nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi geliyor." cümlesini anımsattı:)
YanıtlaSilAnımsadığın cümle gerçekten çok güzel bir cümle imiş; fakat benim için aynı şeyin geçerli olduğunu düşünmüyorum. Uzun süre kalıp gayet de mutlu olduğum yerler de vardı. Bkz: Beytepe (Süre: 4 yıl) :)
YanıtlaSil