SES
Evimin salonunda boş boş oturuyordum. Fonda, müzik ve yağmur sesi. Rüzgar biraz daha ön plandaydı; hırçındır o, agresiftir, bilirsiniz. Geldiğini, insanın kafasına vura vura anımsatmak ister, hissettirir. Yere baktım, bir canlı görmek istedim; nafile. Belki de sesten ürktüler; arka, daha da arka ve ön plandaki sesten. Veyahut benim varlığımdan. Hiç de sesim çıkmıyordu halbuki. O halde ortaya çıkmamalarının nedeni ben olamazdım, buralarda olmalılar ama çıkmıyorlar ortaya işte. Bir ihtimal daha geldi aklıma; evde benden başka canlının olmadığı. Peki ben canlı mıyım? O an için hayır, son derece hareketsiz. Bir canlıyı andıracak sıfır hareket, hissiyat ve düşünce.
Neyse, ne ses vardı ne de soluk; müzik, yağmur ve rüzgar haricinde. Müzikten de hiç haz etmedim zaten. Duymak istedim, başka bir ses; duyamadım. Öylece oturdum dakikalarca. Yapacak çok işim vardı. Var. Ama oturdum. Oturuyorum.
Yaşam belirtileri nelerdir diye düşünmemi sağladı bu yazı. Bir varlığa canlı demek için hareket, his ya da düşünce mi gereklidir? Yanıtım hayır oldu galiba, yaşam belki de düşündüğümüzden çok daha yalın. Kalbin atması yetiyor, hatta her şeyin önüne geçiyor. Yaşıyoruz öylece.
YanıtlaSilBana kalırsa yaşamak bir rüya gibi. Veya rüya yaşamın ta kendisi. Rüya görüyoruz sadece. Gerisi teferruat.
YanıtlaSil