FIRTINA ÖNCESİ SUSPUS'LUK
Bu ilk yazımda, bloguma ismini veren suspus'a değinmek isterim; zira suspus olma isteği ve şevkiyle oluşturduğum bu blogda, ruh halimin tezahürlerine misafir olacak ve kimi zaman mutlu, kimi zaman da tam tersi durumlarıma tanık olacaksınız. Bu, bir nevi hayal dünyama, duygu ve düşüncelerime, içten ve samimi haykırışlarıma yapacağınız bir seyahat.
Şu sıralar sahip olduğum ruh halinin verdiği, üzerimde bıraktığı bir "içine kapanma, kendi kabuğuna çekilme" isteği söz konusu. Kimseyle konuşmama, sadece gerektiğinde, hayatta kalabilecek kadar konuşma. Minimum kelime ve cümlelerle hayatı idame ettirme. Hem zaten ne gerek var ki konuşmaya! Söylediklerin, karşındakinin anlayabileceği kadar değil midir? O halde, nefesi boşa tüketmek niye! Susalım, bekleyelim; konuşmayalım, harekete geçmeyelim. Elbet konuşmak, bu suspus'luktan çıkmak isteyeceğim günler de gelecek. Ne var ki şu an yapılması gereken en iyi şey bu: suspus olmak. Hani derler ya, en iyi ilaç zamandır diye. Ee madem zamanımız da bol (acaba öyle mi!), bekleyelim o halde. Zamanın placebo etkisi yarattığı gerçeğini de göz önünde bulundurmaktan kendimi alamıyorum. Bu bir avuntu, bir kendini kandırma yoluna gitme durumu. O halde beklemeyelim, harekete geçelim. Ama konuşmadan, gözler, davranışlar ve "yazılarla" harekete geçelim. Suspus'luktan ödün vermeyelim. Onun buradaki yeri çok ayrı. İhanet edemem suspus'cuğuma.
Bakın Albert Camus ne demiş: "Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey demiş oluyoruz". İşte size konuşmanın, söylemin yarattığı tezat bir durum. Bu durumun ilacı ne diye soracak olursanız, yine suspus olmak derim. Her şeyin anlamsız olduğunu düşünüyorsan, suspus olman gerek. Anlamsız ki susuyorsun. Fakat şu gerçeği de yadsımamak gerek: susmak, suspus olmak da içinde birçok anlamı ihtiva edebilir. "Bu ne tezat durum, hem her şeyin anlamsızlığına dikkat çekmek için suspus olmak gerek diyorsun, hem de suspus olmanın aslında birçok anlam ihtiva ettiğini savunuyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. Hayat da bu tür tezatlarla dolu değil midir zaten? Hangisi daha doğru sorusunun yanıtı, sanırım nereden, hangi açıdan baktığınıza bağlı. Biri, sağdan bakar, diğeri soldan. Üstten bakanlar olabilir, alttan da. Ben mi? Ben bakmıyorum. Bakmak istemiyorum. Sadece hayatta kalabilecek kadar konuşmak ve mümkün olduğu kadar çok yazmak istiyorum. Suspus olmanın vereceği boşluğu, okuyarak ve yazarak gidermek istiyorum. Buna da "fırtına öncesi suspus'luk" demek istiyorum. Dedim de; hem de üç defa. Fırtına öncesi suspus'luk.
Gerçekten anlamlı olmuş blogunuzun ismi.Bir başka suspusgil olarak paylaşımlarınız için teşekkür ediyor ve sessizliğime geri dönüyorum.
YanıtlaSilÇok teşekkür ediyorum; pek kimseyle paylaşmadığım ve duyurmadığım blogumun tarafınızca bilinip yoruma değer görülmesi gerçekten çok mutlu etti beni. Sessizliğinizin çok büyük ses getirmesi dileğiyle...
YanıtlaSil