BİR FİDANIN TRAJİK HİKAYESİ
Gobi Çölü'ndeyiz. Uçsuz bucaksız bu çölün kasıp kavuran zemininde, gözün gözü görmediği toz bulutu içinde yapayalnız bir fidan. Tutunmaya çalışıyor. Önce çölün kâh sıcak kâh soğuk kum-toprak karışımı zeminine, sonra da hayata. Su yok, fakat kendince bir yöntem geliştirmiş bizim fidan; havadan nem kapmak. Bunu o kadar güzel yapıyor ki istisnasız şekilde hiçbir nemi kaçırmıyor. Konuşacak kimsesi olmadığı için kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor bazen; hem belki yanından geçen bir böcek veya yakınlarında bulunan bir bitki ona karşılık verir. Nafile!
Gel zaman git zaman bizim fidan artık bıkmış bu yaşamdan. Tanrıdan bir arkadaş dilemiş hiç durmadan. Artık nem bile kapamaz olmuş havadan. Tanrı ya bu, çevirir mi hiç ilahi haykırışları geri! Bir tohum düşmüş yukarıdan. Tabi mutluluktan adeta uçmuş bizim fidan.
Fidan, hiç vakit kaybetmeden tohumun üstü kum ile kapanır kapanmaz ona bakmaya koyulmuş. İlk iş, dallarından birini rüzgarın hırçınlığına karşı feda ederek onu korumak ve kendi bedeninden tohuma su aktarımını sağlamak olmuş. Bir-üç-beş gün derken bir sabah bir kabarıklık belirmiş çölün pek verimsiz zemininde. Bizim tohum, fidan olmak için üstündeki kumu kaldırmaya çalışmış. Bizim fidanın kalbi küt küt tabii. Hemen müdahil olmuş, kırık dalı hafif sola-sağa iterek yeni yetme fidanın yapraklarını dünyaya açmasına yardımcı olmuş. Yalnız değil artık bizim fidan. Ne büyük bir mutluluk!
İki Ay Sonra
Bizim fidan büyümüş, neredeyse ağaç olacak. Yeni yetme fidan ise hala fidan, kışa pek de hazır değil gibi. Her gün konuşup dertleşirlermiş; bir ayağı eksik örümcekten, disiplin sahibi çalışkan sarı karınca ailesinden, sokmaya yer arayan akrepten ve havadan sudan konuşurlarmış. Çok hoş vakit geçirir, güler, oynarlarmış. Fakat bir türlü kendileriyle ilgili konuşamazlarmış. O kadar çok severlermiş ki birbirlerini inci/n/t/mekten çekinir olmuşlar.
Kış çetin, sert, acımasız. Bizim fidan artık büyük, heybetli, dayanıklı. Yeni yetme ise cılız, ürkek, korkmuş. Ne yapmalı, ne etmeli, yeni yetmeyi nasıl güvende hissettirmeli! El kol, dal budak bağlı, gövde kök salmış; ne yapabilir ki onun için! Ve fakat, ya kötü bir şey olursa ona! Bizim fidan da şom ağızlı ya - insanlar gibi - ertesi gün şiddetli bir fırtına belirivermiş. Yeni yetme tir tir titremekte, bizimki bir çare bulma derdinde, etrafta kimsecikler yok; ne örümcek, ne sarı karıncalar ne de akrep.
Ve bizim fidan için tam bir hayal kırıklığıyla dolu bir son. Yazık, çok yazık! Hak etmemişti bunu halbuki!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder